Ara
  • Şebnem Gürün Özeren

Agile/Çevik Felsefeye Neden Vuruldum?

Agile/Çevik felsefeye bu kadar derinden vurulmamın en önemli nedenleri; onun, değerleri, ilkeleri ve özellikle de “zihniyeti” oldu.

Agility (çeviklik) iş yaşamım boyunca deneyimlediğim ve yaşamımın her alanında kullanmaya çalıştığım birçok disiplini içinde barındırıyor. Yalın yönetim sistemleri, proje yönetimi, kapsayıcı liderlik, çalışan bağlılığı, sistem bakış açısı, takım koçluğu, koçluk, mentörlük gibi birçok disiplini son derece etkili bir biçimde ele alıyor.

Agility (çeviklik) felsefesinin vurgusu, dış müşteriyi klasik bakış açılarının ötesinde, güvenebileceğimiz, kazan kazan ilkesi ilkesiyle iş birliği yapabileceğimiz bir “paydaş” olarak görmektir. Bu paydaşlık, müşterinin istek ve ihtiyaçlarını “sürekli değer teslimi” yoluyla tatmin etmemizi ve müşteri memnuniyetini beraberinde getirir.

Dış müşteri ile bu etkiyi yaratırken, iç müşterimiz olan şirket çalışanlarımızı da değer olarak görebilmek çevikliğin bize en önemli katkısıdır. Bu katkı, bürokrasi, katı kontrol süreçleri, korkutma, tehdit, adamcılık yerine, kendini güven içinde ortaya koyabilen, kendi potansiyelini fark eden ve yaşayan, inisiyatif alabilen, farklı deneyimler yaşamaktan kokmayan ve bu deneyimlerden öğrenen kişilerle birlikte çalışabilme olanağını getirir.

Yalınlık ve Çeviklik

10 sene boyunca otomotiv sektöründe deneyimleme şansı bulduğum “yalın yönetim sistemleri” ile çevikliğin kol kola olduğunu fark etmek de beni ayrıca heyecanlandırdı.

Her iki disiplinde de, israfı (yani müşteriye değer katmayan faaliyetleri, süreçleri) azaltmak/ yok etmek ve müşteriye “değer” sunmak kritiktir.

Her ikisinde de “insan odaklı” bir yönetim anlayışı vardır.

Her ikisinde de “odaklanmış, yetkin, motive ve sorumlu” çalışanlar organizasyonun kalbindedir.

Her ikisinde de “görsel yönetim” uygulanır.

Her ikisinde de denemek ve daha iyi gitmek için değişmek, dönüşmek işin kalbindedir.

İşte bu nedenle zaten, yalından gelen “değer akışı haritalama” gibi araçlar agile-çevik dönüşümlerde etkili bir biçimde kullanılır.

Çevik zihniyetin beni asıl vuran kısmı ise 2013’te koçluk eğitiminde öğrendiğim ve kişisel hayatımda ne zaman daralsam, sıkışsam beni bulunduğum duygu durumundan en etkin şekilde çıkaran ve her seferinde de o sıkışmışlıktan bir “anlam” ile çıkmama vesile olan “Öğrenen ve Yargılayan Zihniyet" kavram ile birebir örtüşüyor olması.


Herhangi bir zorluk, problem yaşadığımızda çoğu zaman yargılayan zihniyette buluveririz kendimizi farkında olmadan.

Bu kimin hatası?

Bu neden benim/bizim başımıza geldi?

Nasıl kontrolü ele alabilirim?

Neden düşünemedim?

Neden uğraşayım? gibi sorular geçer aklımızdan. Bu ve benzeri sorular ile bazen başkalarını bazen de kendimizi yargılarız. Başkalarını yargılarken sinirli, gergin, kavgacı, kendimizi yargılarken de mutsuz, kaygılı, huzursuz, yetersiz hissederiz. İster başkasını ister kendimizi yargılıyor olalım bu duygular bize iyi gelmez. Bu tür duygulara uzun süreli maruz kalmak sağlığımızı yitirmemize sebep olur.

Her ne yaşanırsa yaşansın, bu yaşananlar sonunda;

  • Burada küçücük bir doğru varsa bu ne?

  • Ben bu deneyimden ne öğrenebilirim?

  • Benim sorumluluğum ne?

  • Şu an neye ihtiyacım var?

  • Seçeneklerim neler?

  • Şu an mümkün olan ne?

gibi sorular ile yaklaşmak bambaşka bir bakış açısı geliştirmemizi sağlıyor ve sıkışmışlık, darlık, kızgınlık gibi duygular yerini merak, heves, öğrenme, şükür gibi duygulara bırakabiliyor.

Agile – Çevik zihniyet ile organizasyonlarda hep öğrenen zihniyet ile yönetmek, şirket kültürünü bu değerler üzerine oturmak mümkün. Heyecanımın büyüklüğünün sebebi de bu.

Siz de bu dönüşümün içinde olmak istemez miydiniz?

Dilerseniz Haga Çeviklik Çözümlerine göz atabilirsiniz.

Saygı ve sevgilerimle,

Şebnem Gürün Özeren

3 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör